Dogtooth



1- Bu film B. Bertolucci’nin ”Dreamers” ıyla uzaktan yakından hiçbir benzerlik taşımıyor. Kıyaslama yapmaya bayılırım ve şöyle söyleyeyim; ”Dreamers” enstesti meşrulaştırmaya çalışan, zırıl zırıl bir erotik filmken, ”Dogtooth” un ensesti meşrulaştırmak veya seyirciye erotizm dolu birkaç saat sunma kaygısı yok.

2- Michael Haneke’nin ”Funny Games”ine yalnızca sinematografik açıdan az bişey benziyor olabilir. Ama yine de daha yenilikçi buldum sinematografik anlamda. Filmde son derece zekice oluşturulmuş minimalist dialoglar mevcut.

3- Filmin olay örgüsüne bakıldığında cinsellik inanılmaz derecede dozunda kullanılmış. Hiçbir uyarıcı özellik barındırmayan hissiz çiftleşme sahnelerini ”erotizm” kategorisine koyan sapıktır!

4- Ensest ise, grup normlarına uymayan bu aile yapısının getirdiği kaçınılmaz bir son olarak şaşırtıcı değil. İzleyicinin büyük bölümünün sadece ”ensest” kısmına fokuslanması sonucunda da Freud’un ”ensest hepimizin içinde uyuyan bir yaratıktır ve hiçbir zaman uyanmaz. Ancak bazen çok şiddetli horlar” açıklamasını doğruladığını görmüş olduk…

5- Filmin özeti şu:
Oğul: Anne zombi nedir?
Anne: Zombi küçük sarı bir çiçektir.

6- Dogtooth faşizmi, baskıcı yapıyı küçük bir hap haline getirmiş kırılgan bir gerçeklikle izleyiciye yansıtan, rahatsız edici ve bir o kadar da çekici, muhteşem bir bağımsız filmdi. Haliyle herkese hitab etmesini de beklememek gerekiyor. Herkes de ”aaaaa film buldum izleyelim” dememeli…

7- Ve yeşilliklerin içinde büyük bir bahçesi de olsa, yüzme havuzu da olsa, dublex veya triplex de olsa, bütün evler küçüktür… 

Hiç yorum yok: