Amerikalıların Korku Klişeleri


(Yine, başlık konusunda yaratıcılık yoksunu, apostrofu nereye koyacağını bilemez bir halde, en sonunda koymamaya karar vermiş, bunu araştırmaya bile gerek duymamış bir zavallılık hakim üzerimde… )

Amerikan korku klişelerini bilmeyen var mı? Perili evler, zombiler, şeytan çıkartma, akıl hastanesi, kötü tohum, uzaylı saldırısı şeklinde sıralayabiliriz bunları. 2 sezondur takip ettiğim American Horror Story’de adından anlaşılacağı üzre, bünyesinde bu korku klişelerini barındıran bir mevsim dizisi. İki sonbahardır gönlümüzde taht kurmasının sebebi ise bu seçkileri hiç de klişe olmayan bir yöntemle ele alması…

(Bu kısım dudaklarda basın bülteni tadı bırakacak) American Horror Story, Ryan Murphy ve Brad Fulchuk tarafından yaratılmış, bağımsız, sezon başına 10-12 bölüm düşen bir korku-drama mini dizisidir. Her sezonda farklı karakterler, farklı bir konu, mekan ve giriş-gelişme-sonuç şeklinde yayınlanmaktadır. Örneğin ilk sezonun temelinde ”İHANET, YOZLAŞMIŞ AİLE İLİŞKİLERİ” yatarken, ”American Horror Story-Asylum” adlı ikinci sezonda ise ”AKIL SAĞLIĞI” konusu işlenmektedir. 

Dizinin oyunculukları 1. sezonda gerçekten tuhaftı. İki Akademi ödüllü efsanevi Jessica Lange’e karşı, birbirinden kötü oyuncular itinayla seçilmişti. Yapımcıların kötü oyuncular seçmesini anlayabilirim; dizinin ilk sezonudur, neyin ne olacağı belli değildir, bütün parayı Jessica’ya verince fakirleşmişleridir vs… Ama Jessica’nın karşısına en ufak bir oyunculuk yeteneği bile olmadan çıkan Connie Britton özgüveninin boyutunu anlamamı kimse beklemesin… 

Jessica Lange o kadar başarılıydı ki, tüm meslektaşlarına, tüm oyunculuk mesleğini icraa etmeye karar vermiş gençlere, tüm amatör oyunculara, ücretsiz olarak özel oyunculuk eğitimi dersi verdi. Bu sezonda da dersler tüm ihtişamıyla devam ediyor. Dersler Ekim-Aralık boyunca haftada 45 dakika olmak üzere FX’te, aman kaçırmayın… Geçen sezon 60’lar takıntılı, kaçık ve kaltak bir komşuyken, bu sezon despot, acımasız bir rahibe. Sanırım bu dizi sınırlarını zorlaması açısından kendisinin de işine geliyor olacak ki, 3. sezon anlaşmasını da imzalamış :) Kutlu haberi sevgili dostum Eren Samancıoğlu’ndan dün aldım.

ilk sezon tutunca elleri para gören yapımcılar ”Asylum” un cast seçiminde harikalar yarattı. Geçen sezondan bu sezona geçiş yapan Zachary Quinto ve Evan Peters’da son derece yetenekli ve özel oyuncular. Bir de geçen sezonun bir görünüp bir daha görünmeyen, nedir ne değildir anlamadığımız oyuncusu Sarah Paulson var ki, bu sezon oldukça önemli bir rolle karşımıza çıkmış ve iyi ki çıkmış. Gerçekten çok başarılı buldum… Akıl hastanesinin dikkat çeken bir diğer sakini, iğne kafa Pepper ise(spoil: 2 hafta önce ”işemeye gidiyorum” yalanıyla hastaneden kaçtı, ne arayan var ne soran, hala kayıp)mucizevi bir olay. Eğer karakteri canlandıran Naomi Grossman'ın IMDB profilini incelerseniz anlayabilirsiniz. Sonuç itibariyle performansları göz tırmalamak şöyle dursun, hayranlık uyandıran, nefes kesen türden bir sezonla karşı karşıyayız. 
(Dizinin ilk sezonunu blogumda işlemediğime pişmanım. Ne güzel sayfaya yönlendirip, gereksiz uzunluktan kurtulurdum) Glee adlı boktan diziden tanıdığımız Murphy ve Fulchuk’ın, nasıl böyle bir atmosfer yaratabildikleri tarafımca merak konusu. Elbette sinematograf Christopher Baffa’nın bu ikiliye katkısı çok büyük o tartışılmaz, Ancak son derece cheesy bir projeden, bağımsız bir sanat yapıtına bu kadar keskin bir geçişe hala hayret ediyorum. Diziyi farklı kılan, Amerikan korku klişelerini, özgün bir biçimde ele alması demiştim… Dizinin ana konusunun; Black Dahlia, Josef Mengele*, Stepford Wives gibi tarihe, 3. sayfa haberlerine ve diğer sanat başyapıtlarına bağlanan detaylarla süslenmesi, bu olaylardan haberdar olanlar için büyük bir keyif. Ayrıca sosyal açıdan sorumluluk sahibi bir yapım. Dönemin eşcinsellere bakış açısından tut, nazizme, yeni yeni oluşturulmaya çalışılan siyah ve beyaz ilişkisi gibi konulara yer veriyor. Kendisini bu satır arası dokundurmalarla çok daha net ifade etmeyi başarıyor.  Dizi, klasikleri öyle güzel ele alıyor ki, son yıllarda yapılmış en iyi korku projesi diyebilirim… Her sezonda ayrı kullandıkları deneysel cut teknikleri de diziyi özel kılıyor. Bu sezon sert ve hızlı atlamaları başlangıçta olumsuz karşılamıştım. Şimdi yeni yeni idrak ederek keyfini sürüyorum. Bir Rembrandt elinden çıkmış gibi duran gölgesi bol ışıklandırma, rahatsız edici çapraz kamera açıları sabır zorluyor :) Ah nasıl unuttum bunu!!! Dizinin çıldırtan Dominique'inin de ayrı bir yeri var kalplerimizde… Manyağın biri de 9 saatlik tekrarından oluşan bir video eklemiş youtube'a :) Evde sabah açın bunu akşama kadar dönsün, sonuçları yazarsınız.

Kısacası memnunum, AHS’yle güzel bir güz dönemi geçiriyoruz. Size de tavsiye ederim  değerli kadınlar ve erkekler… 

*Josef Mengele konusu daha sonra bu blogda incelenecektir.

Hiç yorum yok: