Atları da Vururlar


Pazar günü, evde tam bir obur ve tembel kıvamında, Amerikalı yazar Horace McCoy’un 1935 yılında yazdığı pulp romanı ”They Shoot Horses, Don’t They” in, Sydney Pollack’ın 1968’deki sinema uyarlamasını izledim… 


Amerika’nın ”Great Depression” döneminde bir kısım daha az fakir insanın dikkatini dağıtmak amacıyla düzenlenen ”Dans Yarışmaları”nı anlatan, kan, ter ve gözyaşı dolu dramatik bir filmdi. Burada konu edilen yarışma bana Türkiye’de birkaç sene önce düzenlenen ”Dokun Bana” yarışmasını hatırlattı. 1930’larda bir romanla, 1960 larda bir filmle, protestolarla ve bir çok makaleyle bu insanlık dışı yarışmaların yarattığı trajediler eleştirilirken, milenyum Türkiye’sinde insanları adeta hayvan yerine koyan, her türlü rezilliğin yaşandığı benzerini yapabilmek değişen bir şey olmadığını gösteriyor. İnsanoğlu kendinden kötü durumdaki birini görüp bundan enteresan bir keyif alıyor. Arz-talep meselesi! Başkalarının mağduriyetini görüp kendi haline şükretmek, birine dilenciye para vermek veya eksikliğiyle dalga geçmekteki amacımız ego tatmini. ”They Shoot Horses, Don’t They” de yarışmacıların yerinde değil de izlemeye gelenlerin yerinde olsaydınız tam bir komedi filmi olurdu. İşte çizgi bu kadar ince!

Hiç yorum yok: