Sürgünde Bir Ortaçağ Romantiği

İş yerim Ortaköy'deydi. 3 senedir, dağları aşarak gidip geldiğim Ortaköy'e iyice alışmıştım. 3 senede zar zor oturttuğum düzenim, iş yerimizi Bebek'e taşıma kararıyla altüst oldu. Şansa bakınız ki; 2 kuşak Pertevniyal'li bir İstanbul Hanımefendisi olarak, karış karış bildiğim İstanbul'da en az uğradığım yer de Bebek'tir... Belki 25 yıllık hayatımda 2 kere falan gitmişimdir Bebek'e... Bir keresinde annemle çok ciddi bir kavga etmiş, sonra kendimize gelebilmek için gitmiştik, dönüş yolunda arabamız bozulmuştu. Bir de yine rejime başladığım günlerde kuzenim Begüm'ün beni zorla yürüyüşe çıkartmasıyla kendimi Bebek'te bulmuştum. Belki 1-2 kere de halamla gitmiş olabilirim ama sanırım gitmedim. Suriçi doğumlu olduğum için şehirlileşme sorunu hiç yaşamadım. Şehirli doğdum ve şehirli büyüdüm. Şehre dahil olmayan, modern hayattan uzak semtleri tercih etmedim. Bebek'te bunlardan biriydi.

Neyse sonuç itibariyle Bebek'e taşındık ve ben kendimi şehrin çok uzağında bir anadolu kasabasında hissediyorum. Bir kere 40t, 42t ve 22 bilmem ne dışında herhangi bir otobüs, minibüs, metro vs... ulaşımı yok buraya. Bebek sırtlarına çıkıp, metrobüse ulaşabileceğimiz bir toplu taşıma aracı yok. Bu medeniyetin olmaması demektir. Bir semt metroya/metrobüse ulaşım vermiyorsa veya kulağı kafanın üzerinden tutabileceğin bir alternatifsizlik veriyorsa o semtte medeniyet yok demektir. Toplu taşımacılığın gelişmediği hiçbir yer modern değildir. Gelir düzeyinizin yüksek olması, arabanız olması toplu taşımaya ihtiyacınız olmayacağı anlamına gelmiyor. Tam tersi, bakın dünyanın gelişmiş ülkelerine? Multimilyarderleri metrolarda görebilirsiniz. Evet arabası/ları da vardır, yatları ve jet uçakları da vardır ama şehirlidirler ve metro kullanırlar. "Toplu taşımaya cahil ve kaba saba insanlar biniyor ve bizleri rahatsız edebilme potansiyeli taşıyorlar" ı da bahane olarak kabul etmiyorum. Meydanı ayılara bırakmamalısınız, toplu ulaşım sizin de hakkınız. Burada ikamet edenlerin derhal imza toplayıp, metrobüs, metro gibi İstanbul trafiği zulmünü minimuma indiren taşıtlara, toplu ulaşımı sağlamaları şart. Tabii toplu taşımacılığın gelişmediği bir kasabada akbil doldurabileceğiniz bir yerin olması komik olurdu. Bebek'te komik duruma düşmemek için akbil doldurabileceğiniz hiçbir yere sahip değil, doğal olarak.

Bebek'in bir diğer eksisi ise herkesin birbirini tanıyor olması. Bu benim hiç sevmediğim "kasabalı zihniyeti" anlamına geliyor. Bir kafede oturduğunuzda, rahat rahat dedikodu yapamıyorsunuz, "aman sus sessiz ol duymasınlar" diye susturuluyorsunuz. Dedikodu benim can damarlarımdan biridir, bir şehirli olarak kim kime dum duma tercih ederim ve Bebek bu damarımı kesti. 

Ucuza hiçbir şey bulamayacağınız mahalle esnafı var. Küçük esnaflarla ilgili görüşlerimi burada açıklamıştım. Bebek küçük esnaf bakımından zengin bir yer maalesef. Bunu da semtin eksi hanesine yazıyorum.

Şehirlilik bilincinden ve modern yaşamdan uzak bu semtin artı özellikleri yok mu? Var. Birincisi manzarası çok güzel, yapıları bir dantel oyası gibi. Hayran kalmamak elde değil. Bu sebeplerden ötürü, emekli olduğumda yazlık olarak tercih edebileceğim, yalnızca 3 ay yaşayabileceğim bir yer olabilir. Tabii manzarası çok daha güzel, yapıları çok daha estetik başka bir yer bulmazsam. 

Bebek'in 2. ve son artısı ise herkesin tipik birer "CHP Teyzesi" olması :) Bebek sakinleri de her CHP'li gibi kafası çalışan insanlar. Büyük bir coşku ve kibirle, cahil insanları bilinçlendirmeyi görev edinmiş durumdalar. En ufak bir haksızlıkta, gericilikte ve hayvan hakları ihlalinde 6 oklarını acımasızca savurmaya hazırlar. Ben de "önce elitizm ve sokaktaki canlarımız" diyen koyu bir CHP teyzesi olduğum için, semtin bu sosyolojik yapısıyla ahenk içindeyim. 

Bebek'in benim pek de işime yaramayan artılarını saymassak, doğduğu yer olan Paris'ten sürgün edilip küçük bir köye gönderilmiş romantik bir Fransız şair gibi, kendime acıyarak geçiriyorum günlerimi. 

Hiç yorum yok: